Gündem

 Deniz Feneri Balyoz Harekat Planı
 Demokratik Açılım İrtica Eylem Planı
 Siyasi Gündem Ergenekon
 Ekonomik Gündem 

 Gündem > Siyasi Gündem > Bakanları değiştirdim, çünkü...

BAKANLARI DEĞİŞTİRDİM, ÇÜNKÜ...

Başbakan Recep Tayyip Edroğan 24 TV'de gündeme ilişkin soruları cevaplıyor.

Bakanlar Kurulu'nda yapılan değişikle ilgili soru üzerine Başbakan Erdoğan, ''Kabineler göreve başladığından sonra ilanihaye görev yapar diye bir kayıt yok. Süreç içerisinde gerçekten zaman zaman bir meslekte bakıyorsunuz zayıflama oluyor, bir performans düşüşü oluyor. Zaman zaman bakıyorsunuz toplumla olan ilişkilerde bazı sıkıntılar yaşıyoruz. Tabii bizim de gerçekten sorumluluk mevkisinde olan bir başbakan olarak, kabinede eğer değişimi gerektiren bir şeyi yakalıyorsanız, sevk-i idareci olarak da bunu yapmak zorundasınız. Bu hiç bir zaman arkadaşlarımdan farklı noktada, Allah göstermesin, olumsuz yaklaşım tarzı olarak değerlendirilmemeli. Onlar ellerinden gelen bütün gayreti ortaya koydular'' diye konuştu.

Recep Akdağ'ın Sağlık Bakanlığı döneminde, 10 yıldır elinden gelen bütün gayreti ortaya koyduğunu ve kabinede en uzun görev yapan 5 bakandan biri olduğunu belirten Erdoğan, ''Aynı şekilde diğer arkadaşlarımdan bu dönemde göreve başlayanlar olduğu gibi ikinci dönem yine bakanlık yapan arkadaşlarım vardı. Bazılarında bir değişiklik gerektiği için bu adımı attık'' dedi.

Erdoğan, Milli Eğitim Bakanlığı'nda yeni bir sürecin içinde olduklarını dile getirerek, konuşmasını şöyle sürdürdü:

''Kod olarak '444' dediğimiz 4 4 4 süreci hakikaten çok farklı bir yapıyla birlikte, bir de ülkemizde özellikle eş durumundan öğretmenler meselesinde beklentiler var. Beklentiler noktasında bunu süratle aşmamız gerekir. Eğitim Komisyonu Başkanı olan Nabi Bey'in de bu konulardaki hassasiyetlerini biliyoruz. Aynı şekilde Kültür Bakanlığımızda bazı durumlar var. Çok süratle almamız gereken mesafeler var. Biz Kültür ve Turizm Bakanlığını birleştirirken bir düşüncem vardı, o da şuydu, turizmi başlı başına bir olay görmenin yanlış olacağına inanmıştım. Eğer sadece turizm olarak değerlendirirseniz, o zaman sadece deniz, kum ve güneş olarak bu işi bugüne kadar tanımladılar...Biz olayı böyle değerlendirmeyelim dedik. Arkadaşlarımın birçoğu o zaman muhalefet etti. Dedim ki biz bunu kültürle birleştireceğiz. Kültürle bunun birleştirirsek hem turizm için çok ciddi bir altyapı elde ederiz, bir de kültürel varlıklarımızı süratle restore etme imkanı buluruz. Bu birbirini desteklediği zaman bütün o eserler bir çekim alanı oluşturacaktır. Dolayısıyla kültür ve inanç turizminde sıçrama yapalım dedik. Bunu biz aynı zamanda eğitimle de bütünleştirdik, sağlık turizmiyle birleştirdik. Daha sonra dağ, yayla bütün bunlarla birleştirmek suretiyle 2012 32 milyonla hamdolsun patladı.''

''Makamların kalıcı değil, geçici olduğuna inanan partiyiz''

Başbakan Erdoğan, bunu yeterli bulmadıklarını vurgulayarak, ''İstanbul'da mesela otel yetiştiremiyoruz. Rakamlar artık gayet iyi konuma geldi, daha da iyi noktaya yürüyecek. Şu anda girişimcilerimiz İstanbul'da otel yatırımlarını devam ettiriyorlar. Antalya dediğimiz zaman sadece bir mevsim, bir buçuk mevsim turist görebilirdiniz, şimdi 4 mevsime yayılmaya başladı. Oraya doğru eğitimi, konferans meselesini, kongre turizmini oraya doğru öteliyoruz. Bir de özellikle golf turizminde de ciddi sıçramalar oralarda oldu. Aynı zamanda uluslararası futbol takımları da Antalya'ya gidiyor. Bunlar için orası önemli bir merkez haline geldi. Bunlar turizmde potansiyelimizi arttırıyor ve çok daha iyi bir noktaya geleceğiz. Doğu, Güneydoğu, buralara doğru bu iş yürüyecek ama malum terör belası ister istemez orada bu sıçramayı yapmamızı önlüyor. bu sıçrama oralara doğru yansıdığında biz 32 bırakın 50'yi yakalar yolumuza devam ederiz'' değerlendirmesinde bulundu.

İçişleri Bakanının da süreç içerisinde elinden gelen gayreti gösterdiğine işaret eden Erdoğan, ''Bir değişimin olması, bütün bunlarla beraber bizim bir şeye inandığımızı açık net ortaya koymam lazım. O da makamların kalıcı değil, geçici olduğuna inanan partiyiz. Bu 1, 2, 4, 10 15 sene olur, hepsi olabilir ama bütün mesele o süre içinde birbirimizi anlayışla kucaklayarak bundan sonraki süreçte dayanışma içinde yolumuza devam edeceğiz'' dedi.

"Putin'e bizi Şangay beşlisine alın, AB'yi unutalım dedim"

Avrupa Birliği süreciyle ilgili soru üzerine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Çok açık samimi söyleyeyim, bizim AB sürecini unutmak kaybetmek diye öyle birşey söz konusu değil. Her bakanlar kurulunda Egemen Bey bize AB ile ilgili sunumunu yapar'' dedi. Başbakan, ''Putin'e bizi Şangay Beşlisi'ne alın, AB'yi unutalım.'' dediğini söyledi.

''Frene basmak bize kaybettirir. Bizim kazanmaya daima kazanmaya... Çünkü kazandıkça dağıtacağız. Kime? Ülkenin bütün insanlarına. Bunu başarmamız gerekiyor''

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Türkiye'nin ayağa kalkmasında şu anda eğer biz güçlüysek arkadaşlar onu özellikle vurguluyorum biz yatırımda bazı arkadaşlar 'frene basmak' falan filan diyor, frene basmadık. Şahsen bir Başbakan olarak asla ben frene basılmasına taraftar değilim. Dikkatli gideriz, dozunda gideriz, ama yola aralıksız devam etmek durumundayız. Frene basmak bize kaybettirir. Bizim kazanmaya, daima kazanmaya... Çünkü kazandıkça dağıtacağız. Kime? Ülkenin bütün insanlarına. Bunu başarmamız gerekiyor'' dedi.

Taksim Meydanı

Erdoğan, Taksim Meydanı ile ilgili çalışmalara da değinerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Diyorsunuz ki Taksim Meydanı'nda bir Taksim Kışlası vardı. Çıkarıyorsunuz onu gösteriyoruz. Şimdi diyorsunuz Taksim'i biz bu kışlayla yeniden zenginleştireceğiz. E şimdi kurul buna müsaade etmezse ki geçenlerde biliyorsunuz reddetti. Nasıl reddedersin? Bu var. E neymiş, 'ondan sonra orası bu hale gelmiş, böyle kalması gerekiyor'. Böyle şey olur mu? Veya diyor 'Cumhuriyet Caddesi tarafı sadece olabilir'. Ya bunun aslı ne aslı? Bu 150-160 yıl önce bu böyle yapılmış. Bu Rus mimarisiymiş şöyleymiş, böyleymiş ya ne olursa olsun. İstiklal Caddesi Barok mimarisinden geçilmiyor. Ne yapacağız yani İstiklal Caddesini kaldıracak mıyız. Hayır o öyle güzel. Ben İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğum o zaman Vakko'ya, Vitali beye demiştim ki Beyoğlu Güzelleştirme Derneği Başkanıydı. Dedim 'bay Vitali gel bir şey yapalım senle'. 'Ne yapalım' dedi. 'Gel dedim Beyoğlu İstiklal Caddesi'nin aslı neyse oradaki bütün o binaları aslına döndürelim. Sen bana STK olarak madem ki adın Beyoğlu Güzelleştirme Derneği STK olarak destek ver. Ben de büyükşehir belediyesi olarak elimden ne geliyorsa onu yapayım'. Çünkü bunlar şehirlerde çok önemli bir olay. Şimdi diyelim ki bizim Akaretler mesela aynıydı. Akaretler şu andaki haliyle bambaşka oldu. Çok çok güzel bir hale geldi. İstiklal Caddemiz öyle değil. Sonra öyle oldu ki. Yani Vitali rahmetli oldu. Ama Vakko bir cephe giydirmesi yaptı. Tabii Cem'e (Hakko) şimdi sesleniyorum, böylece ondan sonra o kendi babasının bana alıp geldiği ve özenle yaptırmış olduğu o mimariyi oraya koymadı. Şu andakini yaptı. Hakikaten İstiklal Caddesi'nde o aslına tam ters bir yapı olmuş oldu. Burada diyoruz ki aslına uygun olsun. Bakıyorsunuz, kurul diyor ki 'hayır öyle olmayacak böyle olacak'. Biz de diyoruz ki 'hayır arkadaş neyse aslına uygun olarak biz bunu buraya yapacağız'.''

Başbakan Erdoğan, burada trafiği tamamen yerin altına alacaklarını, burasının İstiklal Caddesi'nin adeta mütemmimi gibi olacağını dile getirerek, şunları ifade etti:

''Ha kullanım noktasında belli bir kısım belki rezidans olabilir. Çünkü ciddi ihtiyacımız var. Belli bir kısmı alışveriş olabilir. Belli bir kısmı müze olabilir. Bunlarla beraber de biz burayı zenginleştireceğiz. Şimdi Taksim Meydanına gelenler nasıl uluslararası herhangi bir ülkeye gittiğinizde onların böyle dev meydanları vardır. Böyle tarihi eserlerin önlerinde giderler resim çektirirler e bizim öyle bir meydanımız yok. İstiyoruz ki burada öyle bir meydan olsun. Buna benzer bazı tabii sıkıntıları yaşadık. Şimdi bu şeylerin arkasında bu tür gerçekler yatıyor. Ee tabii aynı şey diğer bazı bakanlıklarda yaşıyoruz. Yani bu sadece değişen arkadaşlarımla alakalı değil. Değişmeyen arkadaşlarımızda da ilgili benzer şeyler var. Çok daha süratli gitmemiz lazım. Vaktimiz dar.

Zira Türkiye'nin ayağa kalkmasında şu anda eğer biz güçlüysek arkadaşlar onu özellikle vurguluyorum biz yatırımda bazı arkadaşlar 'frene basmak' falan filan diyor, frene basmadık. Şahsen bir Başbakan olarak asla ben frene basılmasına taraftar değilim. Dikkatli gideriz, dozunda gideriz ama yola aralıksız devam etmek durumundayız. Frene basmak bize kaybettirir. Bizim kazanmaya, daima kazanmaya... Çünkü kazandıkça, dağıtacağız. Kime? Ülkenin bütün insanlarına. Bunu başarmamız gerekiyor.''

Türkiye'nin 2023 yılı hedefi

Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin 2023 hedeflerine ilişkin bir soru üzerine her iktidarın kendisine hedef koyduğunu, kendilerinin de bu hedefleri sadece parti olarak değil ilgili kurumlarla akademisyenlerle birlikte belirlediklerini kaydetti.

İhracatta görüşmeleri gereken kurumun da Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) olduğunu dile getiren Erdoğan, şöyle konuştu:

''Soruyorum 'sizin hedefiniz nedir? 2023'te cumhuriyetimizin 100. kuruluş yıl dönümünde nereye varabilirsiniz?' Diyor ki 'biz 500'ü yakalarız.' Yani bana Türkiye İhracatçılar Meclisi '500 milyar doları biz yakalarız' derse ben kalkıp da ona 'hayır yakalayamazsın' diyebilir miyim? İşi yapan o. Yani mala onda, kürek onda. Ama o diyor ki 'ben 500'ü yaparım'. Şu ana kadar da zaten şu 10 senede üçe katladı. Şimdi kartopu, artık çığ oldu. Çığ olduktan sonra da bu çok daha rahat büyümeye devam eder. Şimdi nereye takılıyor bunlar, bu işe muhalefet edenler, diyor ki 'Avrupa'da 50 küsurdan 35'e falan düştü'. Tabii çok yanlış bir yaklaşım tarzı. Dünya sadece Avrupa değil ki. Ama ne oldu; benim girişimcim Afrika'ya gitti, Latin Amerika'ya gitti, Asya'ya gitti. Her köşesine. Bizim son Afrika'da 300'e yakın girişimcimizle oralardaydık. Gördünüz oradaki hali. Oradaki o yokluğun içinde kim var? Türkiye var.

Şimdi onlara biz ne diyoruz. Biz Türk Eximbank'la buralara gireceğiz. Sana yollar da yapacağız altyapını, üst yapını, her şeyini yapacağız. Kendimize yeni pazarlar oluşturuyoruz. Bu ne demek? 10 sene sonra Afrika pazarında Türkiye birkaç ülkeden bir tanesi olacak. Bu, bu demektir. Ama onu bunlar kestiremiyorlar. Çünkü hayatlarında böyle bir ufuk yok. Böyle bir şey de görmemişler. Şimdi ben o günlerin hazırlığı içindeyim. Tohumlama yapıyoruz. Bu tohumlamanın neticesini de alacağız. Ondan hiç şüphemiz yok. Çok diri bir nüfus var. Bunlara biz şu anda aynı zamanda helva yapmasını da öğretiyoruz. Onlar bu kadir kıymet bilme anlayışını Türkiye ile beraber yaşayacaklar. Biz bunu başardığımız anda, her zaman söylüyorum biz sıçrarız. Sıçrayarak da inşallah bu hedeflerin üstüne ulaşırız diyorum. 'Ulaşılmaz, şudur budur' diyenler samimi değiller. Sen ne yapmak istiyorsun onu söyle. Var mı senin bu ülkenin 10 yıl sonrasına bir geleceğin? Yok. İnanç öyle bir şeydir ki tekeden bile süt çıkartır. Biz inanıyoruz.''

''Ekonomi 3'e katlanıyor, GSMH borç oranı 3'te bire düşüyor. Borç vermek isteyenlere fırsat vermiyorsunuz. Çünkü borç verecek, yüksek faiz alacak'' sözü üzerine Erdoğan, Türkiye'de bu durumun örnekleri olduğunu, Gaziantep'in krediye fazla açık bir kent olmadığını, kendi ayakları üzerinde ayağa kalkan bir il olduğunu, buradaki Kürt nüfusunun yüzde 35-40 olduğunu, 5. organize sanayi bölgesinin bittiğini, şu anda 6 ve 7. organize sanayi bölgelerinin doldurulduğunu söyledi.

''Talep var fakat talebi karşılayamıyorlar'' diyen Erdoğan, girişimcinin 100 bin metrekare yer istediğini, ancak 20 bin metrekare yer verilebildiğini, burada korkunç bir ihracat potansiyeline sahip olunduğunu dile getirdi.

Erdoğan, Gaziantep'in şu anda Türkiye'nin 1 numaralı fabrika halı üretimine sahip olduğunu, makine üretimine girdiğini belirterek ''Diyarbakır, Van niye bir Gaziantep olmasın? Mesela Van'da ben bir mermer fabrikasının açılışına gittim, hayran oldum ve rakam da büyük değil 50 milyon dolarlık bir yatırım yapılmış, 750 kişi çalıştırılıyor. Eskiden biz mermeri kütük olarak İtalya'ya gönderiyorduk. Şimdi o mermeri topluyor işliyor. 2 milim... Işığa tuttuğunuz zaman hayran oluyorsunuz. Şimdi hem işlenmiş olarak ihracat yapıyor hem de benim ülkemin ihtiyacını karşılıyor. Teröre rağmen bunu yapmış. Şimdi bu Güneydoğu, Doğu, buralarda bunları yaygınlaştırdığımız anda biz sıçrarız'' diye konuştu.

''Çözüm sürecinde en ufak bir kesinti düşünmüyoruz''

Erdoğan, ''Bugünlerde sizin de çeşitli demeçlerle dile getirdiğiniz Kürt, terör meselesinin halledilebilmesi için yeni bir süreç başladı. Toplumda da bir heyecan oluştu. Siz de çeşitli demeçlerinizde sürecin provoke edilmemesini söylediniz. Nasıl gelişmeler? Son günlerde bir durgunluk, bir askıya alma demeçleri var. Bize anlatır mısınız, ne aşamadayız?'' sorusu üzerine, olaya Kürt değil terör meselesi olarak bakmak gerektiğini ifade etti.

Şu anda bir çözüm sürecinin içerisinde olunduğunu vurgulayan Erdoğan, şöyle devam etti:

''Bizler, bu çözüm sürecinin içerisinde her türlü enstrümanı kullanmaya hazırız. Bu süreçte en ufak bir kesinti düşünmüyoruz. Ana muhalefet partisinin 'biz bu işi çözmek istiyoruz ama iktidar yaklaşmıyor' sözleri dürüstçe ifade edilen sözler değil. Nitekim geçenlerde milletvekillerinin yaptıkları açıklamayla baltayı taşa vurdular. Anlayış bunlarda bu. Bunlar daha millet nedir, ulus nedir, kavramı bilmiyorlar. Önce bunları öğrenmeleri lazım. Biz kalktık milletin tanıtımını yaptık. Bunlar bunu öğrenemedi. Tıpkı asabiyetin tanımını öğrenemedikleri gibi. Bunu da öğrenecekler yavaş yavaş. Ana muhalefete 'bunun çözüm yeri parlamentodur' diyor. Biz parlamentoda kapalı oturumlar yaptık. Zaten açık oturumlarda hemen her zaman gündemde bu konu. Bunun dışında ben çağrımı yine yeniliyorum; Anayasa değişikliği mi yapılacak, yasa değişikliği mi yapılacak? Ana muhalefetle bizim oyumuz buna yeter. Yasal düzenlemeye zaten biz yeteriz ama anayasal bir değişiklik gerekiyorsa ana muhalefetle oylarımız rahat rahat yeter. Nedir teklifiniz, gelin bunu yapalım. 3 tane arkadaşıma ben talimatı verdim. Siz de o bana getirdiğiniz 3 arkadaşa talimatı verin otursunlar çalışsınlar, araştırmaysa araştırmayı yapsınlar. Sonra eğer anayasal bir değişiklik gerekiyorsa bunu yapalım. Yasaysa yasa. Bunu dışında genelge vesaire hepsine varız. Yeter ki bu ülkede biz terör belasından halkımızı kurtaralım.''

Telefonda konuştuğu bazı BDP'lilere kendisi hakkında endişelerinin olup olmadığını sorduğunu, bu kişilerin kendisine ''Size güveniyoruz'' dediğini ifade eden Erdoğan, ormanın kenarındaki bir ağaçla uğraşmadığını, kendisinin bir ağacı değil ormanı kurtarmaya çalıştığını aktardı.

''Kürt kardeşlerimiz değil teröristi bombalıyoruz"

Paris'te öldürülen 3 PKK'lının cenaze töreninde söylenen ''Barışı savunduğunu iddia eden Başbakan benim Kürt kardeşlerimi bombalıyor'' sözüne de değinen Erdoğan, şunları ifade etti:

''Ben Kürt kardeşlerimi nasıl bombalarım? Biz teröristi bombalıyoruz. Neredeki? İnlerindeki teröristi bombalıyoruz. Biz, inlerindeki teröristi bombalarız. Niye? O geliyor polisimi arkasından şehit ediyor, kızlarımızı arabasında giderken tarayarak öldürüyor. Birçok yerde bakıyorsunuz 20 tane 30 tane vatandaşımı tarayarak öldürüyor. Yeri geliyor askerimi, polisimi öldürüyor. Silahların bırakılması demek operasyonların bitmesi demektir. Buna da biz varız. Diyorlar ki 'farklı bir ülkeye gidilse ne olur. Burada bize teminat verilir mi'? 'Evet, buna da hazırız' diyoruz. Elimizden geleni sonuna kadar yaparız.''

Anadilde savunma hakkı

''Dağ kadrosunun tasfiyesi hakkında ne diyeceksiniz?'' sorusuna karşılık Erdoğan, elinden gelen bütün güvenliği bu noktada temin edeceğini, geçmişte yanlışlar yapılmış olabileceğini, ancak kendilerinin taahhütlerini yerine getireceklerini dile getirdi.

Güneydoğu'nun refah ve huzur ortanına kavuşmasının halkın hakkı olduğuna işaret eden Erdoğan, hareketlerinin, öldürmek için değil yaşatmak için olduğunu dile getirdi.

Anadilde savunmaya imkan getiren tasarının hatırlatılması üzerine Erdoğan, kavramlara dikkat edilmesi gerektiğini, anadilde savunma denilmemesi gerektiğini, herkesin en iyi şekilde kendisini nasıl ifade ediyorsa o şekilde ifade etmesi gerektiğini söyledi.

Erdoğan, bazılarının bunu çarpıtmak istediğini, ''Bu, resmi dil talebini getirir'' dediğini ifade ederek, ''Geçin bu işi. Bu ülkede dilimiz bellidir; Türkçe... Kendi anadilini öğrenmek vesaire... Biz o konuda her şeyi yaptık. Üniversitelerde yaptık. Şimdi ilk, orta, lise buralarda adımlar atıldı. Seçmeli dersler geldi, öğrenmek isterse gider öğrenir. Nitekim 20 bin civarında talep oldu. Öğrenmeleri için ne gerekiyorsa onu yaptık'' ifadelerini kullandı.

"Neden 'Kürt sorunu yok' diyorsunuz?-

Başbakan Erdoğan, ''Bütün bunları yapıyorsunuz ama 'Kürt sorunu demiyorum' diyorsunuz. Bu, muhatap bazı insanların zihninde geçmiş dönemlerde neden denmemişse sizin de sanki aynı çizgide 'inkarcı, Kürt varlığını kabul etmez' düşüncesinde olduğunuzu düşündürüyor. Neden son zamanlarda ısrarla 'Ben buna Kürt sorunu demiyorum' diyorsunuz?'' sorusu üzerine bunun, Kürt sorunu, Laz sorunu, Çerkes sorunu diye çoğaltılabileceğini, durumun ülkeyi bölmeye götürebileceğini söyledi.

Bu ayrımcılığa düşmemeleri gerektiğinin altını çizen Erdoğan, ülkedeki etnik unsurların hepsinin de sorunu bulunduğunu, bunların sorununu çözmenin kendilerine ait olduğunu, bu sorunları çözmekle mükellef olduklarını vurguladı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, şu ifadeleri kullandı:

''Ben son grup toplantımda 'Ben Kürt kardeşimi seviyorum' dedim. Biz inkarı falan sildik. Ben Kürtçülüğe de, Türkçülüğe de, Lazcılığa da bunların hepsine karşıyım. Ben, Kürt kardeşimi de severim. Kimse yaratılırken ne olarak yaratıldığını bilmiyor ki. Burada benim özellikle ifade etmek istediğim, biz bu ayrımcı çizgiye düşeriz endişesini taşıyorum. Biz programımıza da bunu şu şekilde işledik. Adına isterseniz Güneydoğu, isterseniz terör, isterseniz Kürt sorunu deyin böyle bir sorun var diye girdik. Ben bunu 2005'te bu şekilde işledim. Şimdi geldiğimiz nokta ortada biz buraları düzelttik, geride bıraktık. Şimdi biz iktidar olarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da toplu olarak yaklaşık 30 milyar dolar yatırım yapmış. Bu yatırımlar içerisinde kültürel yatırımlardan tutun eğitim, sağlık, altyapı, üst yapı, aklınıza ne gelirse... Yani batı ile doğu arasında ayrımcılığı yıkmışız. Yola çıkarken de biz 'etnik milliyetçiliğe hayır' demişiz. CHP bunu daha bugün söylüyor ama milletvekili hala bu noktaya gelememiş. 'Bölgesel milliyetçiliğe hayır' demişiz. Çünkü batı neyi almışsa Doğu ve Güneydoğu da bunu görecek. Bizim Erzurum'da üniversiteler arası kış olimpiyatlarını düzenlerken niyetimiz o anlayışı oraya taşımak ve oradaki gençliğin bunları görmesidir.''

Erdoğan, bu olimpiyatlarda, spor salonlarında, tiyatrolarda kendini gösteren gençlerin özgüveninin yerine geldiğini dile getirdi.

''Hakkari'de pislik diz boyu''

Diyarbakır'da Suriçi ile kendilerinin ilgilendiğini anlatan Erdoğan, Diyarbakır'da kavşak düzenlemesi yaptıklarını ancak Büyükşehir Belediyesi'nin oraya iş makinesi koyarak, 'bunu ben yapıyorum' dediğini, burasını Karayolları Genel Müdürlüğünün yaptığını anlattı.

Başbakan Erdoğan, şu şekilde devam etti:

''Onların dertleri oraya bir şey kazandırmak değil. Nereden geçiniyorlar, besleniyorlar? Beslendikleri sadece ideoloji, sadece yatıyorlar kalkıyorlar Kürt sorunu... 'Benim Kürt kardeşime ne veriyorsun?' diye sorduğunuz zaman verdikleri bir şey maalesef yok. Öyle bir hal var ki, hizmet noktasında bir şey almadığı halde oyunu gidip ona veriyor. Belediyelerdeki hizmetleri gazeteci gözüyle bir inceleyin inanın bir şey göremeyeceksiniz. Hele şu Hakkari. İnanın pislik diz boyu. Afrika'ya gittik orada neyse, orada da o. Ama nedense yaşayanlar olaya şehircilikte, hizmetten bakmıyor. 'Bana ne hizmet verdin?' diye sormuyor. Yine oyunu veriyor. Ama 'Herhalde bir gün idrak edecekler, doğru neyse ona gelip oyunu verecekler' diyoruz. Neden Hakkari öyle kalsın? Bütün belediyeler ne para alıyorsa biz oraya da aynı parayı gönderiyoruz. Bir ayrım yok.''

İmralı ile yapılan görüşmelerle ilgili bir soru üzerine Başbakan Erdoğan, ''Şu tarihte heyet gidecek diye belirlenmiş herhangi bir şey yok'' yanıtını verdi.

''Siz engellemişsiniz gibi bir kanaat var. Ahmet Türk yeniden gidecekti'' ifadesi üzerine de Erdoğan, ''Bu işin belli bir süresi söz konusu değil. Bu konuda bizler istişaremizi yapıyoruz. Ne zaman gidilmesi gerekirse bu konuda gerek Milli İstihbarat Teşkilatımız, gerekse Adalet Bakanlığımız bu konuda, bu işi karara bağlayıp, gitmesi uygundur veya değildir. Bu bir süreç. Oradaki istatistiki eğri, sosyolojik olarak hatta psikolojik olarak neyi gerektiriyorsa, biz de buna göre adım atmak zorundayız. Eğer o nabzı iyi tutamazsak, bu defa nabız tamamen onların elinde kalıp ters tepebilir. Buna dikkat etmemiz gerekiyor. İlla da tabii bu iki kişinin gideceği anlamına gelmez. Kiminle, aklıselimle bu iş gidecek. Buna bakmak durumdayız. Eğer buradan gelen şeyler geri döndüğünde farklı olarak dönüyorsa, bu bir tahrike dönüşüyorsa, o zaman tabi ki biz aynı şekilde bu yola devam edemeyiz'' diye konuştu.

''Diyarbakır konuşmasındaki bir cümle yüzünden Ahmet Türk'ün İmralı'ya gidemediği şeklinde bir his olduğu''nun ifade edilmesine karşılık Erdoğan, ''Öyle bir şey olsa, o cümleden dolayı gidemediği zaman bazılarının bir şey anlaması lazım. Burada dikkatli olun, dikkat edin. Ben bir Başbakan olarak dikkat ediyorsam, sen de dikkat edeceksin. Sen dikkat etmezsen, bu takımı sadece o mu temsil ediyor veya etme kabiliyetine sahip. Başka içlerinde birileri yok mu. Başkaları olur. Onun yerine o gider'' dedi.

Öcalan'a televizyon verilmesi

''İmralı'da bu programın da yayınlandığı kanallar izlenebiliyor. Siz bu süreci nasıl buluyorsunuz. İmralı dediğinizde kastettiğiniz kişinin bu sürece katkılarını nasıl buluyorsunuz?'' sorusu üzerine de Erdoğan, 12 tane kanalın olduğunu belirterek, ''Doğrusu son dönemdeki görüşmelerde, olumlu görüşmeler var. Diğer, 5 televizyona sahipti. Adalet Bakanıma oraya da televizyon koyun talimatını daha önce vermiştim. Sonra bunun konulmadığını öğrenince, Adalet Bakanımı tekrar aradım. 'Bunu niye geciktirdiniz' diye. Diğer tarafa verdiniz. Oraya da bir televizyon koyun. Radyo dinleyeceğine televizyon dinlesin. Dışarıda hep konuşulan 'hücre hücre'... Tek başına kalıyor. Yatağı var. Şimdi televizyonu da var. 40 metrekarelik avluda voltasını atabiliyor. Bu imkanı var. Jimnastiğini her şeyini yapabiliyor. Adalet Bakanıyla konuşacağım. Kaç gün jimnastik yapıyor, avlu olayı falan. Yavru muhalefeti falan rahatsız edebilir. Kucaklaşma diyor, benzetmeler yapabiliyor. Çirkin, çirkin. Akla hayale gelmez şeyler, falan. Sayın Bahçeli'nin bu tür şeylerini çok yanlış buluyorum. İğreti buluyorum. Bu ülkenin huzuruna destek değil. Maalesef huzursuzluğuna destek oluyor. Biz burada risk aldığımızın farkındayız. Ben ülkemin refahı için, mutluluğu için bu riski almaya şahsım ve partimiz hazırız. Bunu alacağız'' şeklinde konuştu.

Terörle mücadelede uluslararası destek

Erdoğan, ''Terörle mücadele konusunda uluslararası desteğe ciddi anlamda ihtiyaç olduğu bir gerçek. Bu konuda yol alınabiliyor mu?'' sorusu üzerine de, şunları söyledi:

''Aslında yol alıyoruz dersem bu biraz aldatıcı olur. Bundan yaklaşık 3 yıl kadar önce, Sarkozy G20 toplantısında, 'Bir şey konuşacağım. Sana sürprizim var' dedi. 'Ne' dedim. 'Şimdi söylemeyeceğim' dedi. 'Söyle de bileyim bu sürprizi, beni böyle heyecanlandırma falan' dedim. 'Terör örgütünün liderlerinden teslim edeceğim' dedi. Kendisi gitti, hala teslim edecek. Kendisine, 'Siz AB olarak terörle mücadelede işbirliği halinde olmamız gerekir diyorsunuz, bölücü terör örgütünü kendiniz açıkça terör örgütü olarak ifade ettiniz. Ama ifade etmenize rağmen, bugüne kadar bize herhangi bir teröristi teslim etmediniz' dedim. 'Bundan sonra böyle olmayacak' dedi. 'Eğer bu böyle giderse, bugün bize, unutmayın yarın da size. Bumerang gibi dönecek sizi vuracak' dedim. Ben Paris'i böyle görüyorum. Almanya sırada. Bayan Merkel'e kaç kez bu konuyu anlattım. En son Cannes'te bana ''Şu anda bizde yargılamada olan 4 bin, 4 bin küsur dosya var' dedi. 'Bu nasıl dosya. Şu adaleti geciktirmeyin, verin bir an önce kararınızı, suçluların iadesi diye bir anlaşma var. Bunları bize iade edin' dedim. Ülkenin rahatlaması lazım. Bunlar sizin başınıza yarın iş açacak.''

Merkel'e, Almanya'da bir şehrin merkezindeki çadırdaki resimlerin kaldırılmasını, yanlış yaptıklarını söylediğini belirten Erdoğan, ''Burada para toplanıyor. Az paralar değil. 10 milyon, 15 milyon avro. Paralar dağa gidiyor. Paris'te öldürülenlerden bir numara. Daha önce bunu Almanya'dan iadesini istedik, vermediler. Durum bu hale geldi. Almanya'da çok daha ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kalabiliriz. Almanya'da mezhebi noktada da Türkiye'yi bölmeye gayret eden bir yapılanma var. Almanya bunu da destekliyor. Parasal olarak da destekliyor. Bunu da kendilerine söyledim. Söyleyince rahatsız oluyorlar. Gerçeği size söyleyeceğim. Çünkü ülkemi rahatsız ediyorsunuz. Almanya'yı rahatsız eden bir şey yapsam, siz bana sessiz kalabilir misiniz? Şubat ayında ziyaretleri var. Bunları tekrar kendileriyle konuşacağız'' diye konuştu.

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı

''Mezhebe dayalı bir asabiyeti eleştirdiniz. İbn-i Haldun sebep asabiyetinden bahsediyor. Farklı ırklar, etnik kimlikten gelen kimseler ortak bir sebep etrafında birleşebilir, diyor. Böyle bir ortak sebep düşünülecek olursa bu ne olabilir? Lazıyla, Çerkezi, Kürdüyle hep birlikte oturduğumuz masadan ortak bir sebep olarak neyi söyleyebiliriz?'' sorusu üzerine de Erdoğan, ''Bu zemine göre değişir. Yüzde 99'u Müslüman olan Türkiye'de bana göre İslam bu iş için en önemli, bizim için çimentodur. Bu bizi birleştirir. Çünkü burada ayrım etnik noktada asla söz konusu değildir'' dedi.

Gazi Mustafa Kemal'in ilk Meclis konuşmasına atıfta bulunan Erdoğan, ''Ortak akıl dediğimiz şey orada da bu şekliyle meydana gelebilir. Ortak akıl oluşturulduğu anda yine çözülür. Türkiye'nin şu andaki durumuna geldiğimizde, yeni Anayasa'da da teklifimiz odur. Gelin biz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı adı altında toplanalım. Türküyle, Kürdüyle...'' dedi.

Anayasal vatandaşlığın çok farklı yerlere çekilebildiğini ifade eden Erdoğan, ''Anayasal vatandaşlık tanımı Anayasa içinde kalacaksa, onun altına Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı olarak deyin. Bazı gruplar ondan rahatsız oluyor. Hepsini toparlamak için Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı dediğimiz anda bu işi bitirmiş oluruz. Bu zaman kimse kalkıp da, ben mesela Türkiyeliyim dediğim için yargılandım. Ama Avrupa'da Almanyalıyım, Amerikalıyım dediği için yargılanmıyor. Siyasette de siz yıllardır, solun jargonunu kullanıyorsunuz, komünistlerin jargonunu kullanıyorsunuz diyorlar. Ne alakası var. Ben bu memleketin evladıyım. Türkiyeliyim diyorum. Bunların hepsi ne oldu, kalktı'' şeklinde konuştu.

Bir gazetecinin, ''Suriye sorunu ortada malum. Çözülecek gibi de gözükmüyor. Bir yandan da Türkiye'ye böyle füzeler yerleştirildiği için acaba Türkiye bir tehdit altında mı, ne olacak diye büyük soru işaretleri dolanıyor herkesin kafasında. Nasıl görüyorsunuz bu gelişmeleri?'' sorusunu Başbakan Erdoğan, şu şekilde yanıtladı:

''Konuyla ilgili tabii gerek Rusya, gerek İran, gerekse Çin noktasında bir sıkıntım var. Birinci derecede Rusya ve Çin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde ne yazık ki daimi üyeler olarak orada ortak bir akla destek vermiyorlar. Sürekli orada engel oluşturuyorlar. Bu da zaten Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin oluşumunun ne kadar yanlış olduğunu gösteriyor. Benim aylardır hatta 2 yıldır, 3 yıldır Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde yaptığım konuşmalarımda bunu ısrarla işliyorum. Bunu gündeme getiriyor ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi şu anda tartışmalıdır. Buradan hukuk beklemeyin, çıkmaz. Çünkü orada 5 tane daimi üyenin iki dudağının arasından dünyada adalet çıkmaz. O savaş zamanının anlayışı içerisinde kurulmuş bir yapı ve bu yapı şu anda adalet dağıtacak... Olmuyor işte. Bir tanesi 'hayır' dediği anda iş bitiyor. Bundan bir şey çıkmaz. Şu anda işte siz bizi Libya'da dinlemediniz. Burada da bizi dinlemezsiniz dolayısıyla da biz burada önünüzü devamlı kesiyoruz, keseceğiz...''

Erdoğan, en son İstanbul zirvesinde Putin'le ikili görüşmeleri olduğunu hatırlatarak, şöyle konuştu:

''Ondan sonra burada yaptığımız açıklamamızda olsun, kendileri 'ben Beşar'ın avukatı değilim' dedi. Rusya'nın Beşar'ın avukatı olmadığını ifade etti. Fakat gelişmelerde ikimiz de dışışleri bakanlarımızı görevlendirelim kararına vardık. Fakat bu dışişleri bakanlarımızın da alabildiği mesafe maalesef yok. Bu süreci tabii bırakacak mıyız? Hayır.

Şunu ortaya koymamız lazım. 60 bin Suriye'de ölüm var. Bu bilineni ve ülkemde 170 bine yakın şu anda sığınmacı var. Bir de kendi imkanlarıyla gelenler var bunları aldığınız zaman 230 bini buluyor. Geçen hafta Nizip kamplarına gittim ziyaret ettim. Ondan önce Kilis'e gittim ziyaret ettim. Arkadaşlarım aynı şekilde ziyaret ediyorlar ve devam edeceğiz. Bütün bunların yanında tabii içeride 'Beşar'ın artık dayanması mümkün mü' derseniz Beşar şu anda arkadan desteklerle yürüyor. Ama Suriye halkının desteğini her geçen gün kaybediyor. Ve muhalif güçler şu anda destek aldığı sürece ben inanıyorum ki er veya geç Suriye halkı orada kendi iradesini iktidara getirecektir. Çünkü bu şekilde gitmesi, yürümesi zaten mümkün değil.''

"Suriye'de her geçen gün muhalifler güçleniyor''

Başbakan Erdoğan, Suriye'de her geçen gün muhaliflerin güçlendiğini gördüğünü belirterek, ''Güçlenmenin ötesinde tabii rejimin kendi elindeki imkanlarını da onlar artık ele geçirmeye başladılar'' dedi.

Şu anda Şam'ın kuşatma altında olduğunu kaydeden Erdoğan, ''Halep büyük ölçüde zaten muhaliflerin elinde. Ülkenin yüzde 70'i diyebilirim ki muhaliflerin elinde. Fakat güneyden henüz beklenen şey gelmiş değil yani Ürdün tarafından. Bunlar da geldiği anda tablo çok daha farklı olacaktır diye düşünüyorum'' diye konuştu.

''Mali ve Suriye'de kadınlara ve genç kızlara yönelik tecavüzler artmış durumda. En son bir esir değişimi yapılmıştı orada 15 yaşında kız çocukları var ve bölgeden aldığımız haberlerde 10-12 yaşında küçük kızların tecavüze uğradığını öğrendik. Ne yapılabilir, sivil birtakım akil adamlar gibi gruplar olabilir mi Suriye'de işletilebilir mi? Ne yapılabilir, sadece devlet olarak değil insan olarak bizler ne yapabiliriz?'' sorusuna ise Başbakan Erdoğan, şu yanıtı verdi:

''Suriye ile alakalı olarak yani STK'lar bazında Suriye'nin şu mevcut şartları içerisinde yani verilebilecek bazı ayni nakdi bu tür destekler olabilir. Nitekim ekmek battaniye kampanyası falan bunların bir tanesi. Ve büyük ölçüde STK'larımızın buna yönelik bir kampanyası var. Fakat Suriye'de bu iş Suriyeliler tarafından çözülür. Buradan STK'ların vesairelerin yapacağı bir şey yok. Biz hükümet olarak diyelim ki bütün imkanlarımızla şu ana kadar biz 500 milyon doların üzerinde buraya belli destek verdik. Bu kamplardı vesaire hala da sürüyor ve bunu biz sürdüreceğiz. Bunların hiçbirisi kampanyayla alakalı değil. Bunları biz AFAD'dan veriyoruz. Birileri işte bütçe müzakerelerinde geldiler. Böyle işte bakın hemen harcamalar fırladı falan gibi yani tahsisat, özel örtülü ödenek dedikleri olaydır filan. Tabii buralar bizim şu anda elimizi uzatmamız gereken yerler. Biz buralarda, bu olaylar olurken buna sessiz kalamayız.''

Erdoğan, geçtiğimiz hafta Gaziantep'te olduğunu ve STK'ların bir araya geldiklerini ifade ederek, şunları kaydetti:

''Mesela oradan yani tırlarla un gönderiyorlar, şeker gönderiyorlar aklınıza ne gelirse. 'Fırın yok' dediler ben orada hemen il başkanıma dedim ki süratle seyyar fırınlar alacaksın buraya göndereceksin ve oralarda seyyar fırınlar kurmak suretiyle oraların ekmek ihtiyacını özellikle Halep'in falan gidermenin gayreti içerisinde olacaksın. Ertesi gün baktım 'çözdük o işi gönderdik' dediler. Şimdi buna benzer adımları süratle tabii atmamız lazım. Ancak uluslararası camiayı bizim bu noktada ateşlememiz lazım. Gerek Birleşmiş Milletler hala istenen noktada değil. Bir şeyler yapılıyor ama dostlar alışverişte görsün. İslam İşbirliği Teşkilatı istenen noktada değil. Şimdi daha yeni Kahire'de bir tane toplantı yapıldı veya yapılıyor. Bu toplantılardan çıkan neticede bakıyoruz ki işi yoklayan zorlayan bir netice yok.''

''Amerika'ya gidiyorsunuz kısa bir süre sonra. Somut birtakım şeyler olacak mı?'' sorusuna ise Erdoğan, ''Bakalım getireceğiz gündeme. Yani bütün bizim yaptıklarımızı onlara söyleyeceğiz. Siz ne yaptınız diyeceğiz tabii. Şu ana kadar seçim derdi bilmem ne falan falan seçimle geçti. Belki biz gitmeden (ABD Dışişleri Bakanlığına aday gösterilen Senatör John Kerry) sayın Kerry'nin buraya gelme durumu söz konusu. Kerry ile olan hukukumuza da güvenerek onla da bu konuları şöyle ciddi manada ele alacağız konuşacağız. Çünkü daha sıkı buraya bir müdahale gerekiyor. Gerekirse Rusya'yı Amerika'nın da bu noktada sıkıştırması gerekiyor. Biz de yine Rusya ile şeylerimizi bu noktada biraz daha ileri dozda ele almamız lazım. Çünkü umulmadık yerlerden maalesef Suriye'ye umulmadık müdahaleler yapılıyor. Bunlar tabii bizi ayrıca, ileri gidiyorum, bir Müslüman olarak aşırı derecede üzüyor.''

Bu sırada ''İran'ı mı kastediyorsunuz?'' sorusuna ise Başbakan Erdoğan, şu karşılığı verdi:

''Yani aşırı derecede üzüyor. Yaklaşım tarzları niçin böyle yaptıklarını ifade ediş tarzları asla bir Müslüman'ın düşünce dünyasında olmaması gereken bir şeydir. Yani 60 bin insanı öldüren bir diktatörü savunmak bilmiyorum bir Müslüman'ın düşünce dünyasında nasıl yer alabilir. Bunlar çok açık, net ortada.

Yani İslam dünyası aslında bu noktada da çok ciddi bir erozyonu yaşıyor. Savaş olan yerler, savaşın olmadığını bildiğimiz ama savaş tahribatından çok daha berbat yerler de var bu dünyada. Onun için Türkiye olarak mesuliyetimiz çok büyük.''

Samimi buğday

Başbakan Erdoğan, Yiğit Bulut'un ''Samimi buğday ne demek?'' sorusuna ise şu cevabı verdi:

''Samimi buğday bizi gerek vitamin değerleriyle, gerekse bizi güçlendirmesi noktasında hakikaten insanoğluna bu noktada yakışan ve insanoğlunun genleriyle çok daha uyumlu olan buğday ve bu buğday bize hakikaten dedelerimizden, ninelerimizden miras kalmış buğdaydır. Biz bu buğdayı hakikaten evlerimizin içerisinde ondan üretilen unu tüketecek olursak, inanıyorum ki yavrularımız çok daha güçlü olacaktır, ailelerimiz çok daha güçlü olacaktır. Ve bu bizim samimiyet bağlarımızı çok daha artıracaktır.''

Başbakan Erdoğan, ''Pazartesi günü sizin kabinenizde olmayan dört bakana ne dersiniz? Onlarla konuştunuz mu='' sorusunu da şöyle yanıtladı:

''Değişikliği Cumhurbaşkanıma teklif etmeden önce bir defa arkadaşlarımın dördünü de aradım. Dördüyle de telefonla görüşmelerimi yaptım. Sağolsun arkadaşlarımın dördü de bunu çok çok anlayışla karşıladılar. Anlayışla karşılarken tabii dördü de 'bir defa bize bu görevi tevdi ederken gösterdiğiniz sıcaklığa nezakete ve bu süreç içerisinde birlikte yaptığımız çalışmalardan dolayı biz çok teşekkür ederiz' dediler. 'Bundan sonraki süreçle ilgili de zaten bu takdir sizin en doğal hakkınızdır' dediler. 'Yine biz arkadaşlarımızla aynı anlayışla yolumuza devam edeceğiz' dediler. Tabii bu beni duygulandırdı. Ben bunu Cumhurbaşkanımla da aynı şekilde paylaştım. Böylece yeni arkadaşlarım da kendileriyle tabii irtibat halinde olacaklar. Bu şekilde hiçbir aksamaya fırsat vermeden yani burada 'ben geldim, şimdi yeni bir dönem şu, bu' olayından çok bir devamlılık, ama yeni bir heyecan, yeni bir aşk bununla beraber süreci devam ettireceğiz.''

Zaman, 25.01.2013


Bu bölümdeki diğer içerikler için tıklayınız.