Avrupa Birliği > Ergenekon, Mehmet Altan’ın sorusu ve Kıbrıs

Ergenekon, Mehmet Altan’ın sorusu ve Kıbrıs

Herhalde bugünün gündemi Genelkurmay’ın basın toplantısı olacak. Türkiye, küresel krizi, gelmekte olan yeni IMF’li dönemi, Kıbrıs’ın Ergenekonu’nu ve seçimlerini, kısaca bütün siyasi ve ekonomik gündemi bir kenara koyup, “asker ne diyecek acaba”ya kilitlenecek. Askerin bu toplantısının bir de sürprizi var: Türkiye’de asker yalnız “askerlik” yapsın, siyaset seçilmişlerin işi diyen yazar ve gazeteciler de bu toplantıya davetli.

Şimdi herkes bu gazeteci ve yazarlardan biri aykırı bir şey sorarsa ne olur diye merak ediyor.

Bence sorulacak sorular çok önceden soruldu. Orada hiç kimsenin öyle paşaların canını sıkacak bir soru soracağını sanmıyorum. En azından, Mehmet Altan’ın sormayacağını biliyorum. Mehmet Altan yirmi yılı aşkın bir süredir bu konuda soru sordu, yazdı. Şimdi orada el kaldırıp soru mu soracak yani.

Peki, böyle bir basın toplantısına ordu ve siyaset ilişkisini bu ülkede en çok eleştiren yazarların ilk defa çağrılması neyi anlatır? Herhalde günün sorusu bu. Bu, davet edenler için artık bir lütuf değil zorunluluk. Türkiye’de herkesin herkesi dinleyeceği bir döneme giriyoruz.

Bu, aynı zamanda “resmî” bilginin ve tarihin, cenderesinden kurtulunması anlamına da geliyor. Bilginin ve tarihin resmî olmayan yüzünün en geniş kesimlerce edinilmesi süreci, aynı zamanda değişimin de başlangıcıdır.

İşte, Türkiye’nin yıllardır önünde duran bir sorun, Kıbrıs. Şimdi birtakım güçler tarafından yeniden iktidar alternatifi olarak ısıtılan ve belki de Ergenekoncuların tek umudu olan Denktaşların partisi UBP, sadece Kıbrıs’ın üzerindeki kara bulut değildir. Faşist EOKA’nın izdüşümü TMT’nin yarattığı bu parti yeniden iktidara gelirse adada gerilim tırmandırılacak, Güney Kıbrıs tahrik edilerek Türkiye’nin AB yolu tıkanacak. İşte Kıbrıs’taki Ergenekon hesabı bu kadar basit.

Özel Harp Daire’sinin, TMT’nin ve TMT’nin yerini alan Kıbrıs Güvenlik Güçleri’nin, 1958’de İnkılâpçı gazetesinin sahibi Fazıl Önder’in öldürülmesiyle başlayan ve 1996’da Kutlu Adalı cinayetine kadar süreçteki bütün bombalama, provokasyon ve cinayetlerdeki rolünü Türkiye yeniden masaya yatırmalıdır.

Kıbrıs’ta yeni bir UBP iktidarı yalnızca Türkiye’nin AB yolunu ve Batı ile ilişkilerini dinamitlemeyecektir. Bu durum Türkiye’nin içini, iç dengelerini karıştıracak kadar önemli ve provokatif süreci de başlatacaktır. Ama artık bu gerçekleri bütün Türkiye biliyor; hiçbir şey eskisi gibi değil.

Ancak tam burada öne çıkartılması gereken olgu, Türkiye-AB ilişkilerinin ve sürecinin Kıbrıs, Kürt sorunu gibi iki önemli provokatif sorunla yeniden dinamitlenmek istenmesidir. Kıbrıs’ta tam seçimler olurken Güneydoğu’dan yeni şehit haberlerinin geleceğinden şüpheniz olmasın. Nitekim geçen haftaki iki şehit bunun habercisidir. Yani ABD ve Kürt yönetiminin tasfiye kararı aldığı bir yapıyı İmralı gücü mü ayakta tutup, saldırı yaptırıyor; İmralı kimin denetiminde? Kıbrıs’taki yeni tezgâh, yalnızca “sivil” bir partinin seçim hazırlığı ve seçim kazanma çabası mı; yoksa bütün bu süreci bir takım güçler regüle mi ediyor? Evet, bu soruları soruyoruz.

Türkiye yıllardır yalanlarla uyutuldu. AB sürecinin Türkiye’nin çıkarlarına aykırı olduğu hem sola hem de sağa yutturuldu. Örneğin Gümrük Birliği meselesi böyle koca bir yalandır. Şu kabul edilebilir ve gerçektir: Türkiye, ancak tam üye olduktan sonra Gümrük Birliği’ne girmeliydi. Lozan Antlaşması’nı imzalayan irade, aynı zamanda 1963 Ankara Antlaşması’nı da imzalamıştır. Yani Ankara Antlaşması’nın altında da Lozan’da da İsmet İnönü’nün imzası vardır.

Gümrük Birliği’nin temeli Ankara Antlaşması’dır. Türkiye, 1996’da Gümrük Birliği’ne girmemiştir. 1996’da yalnızca Ankara Antlaşması’ndan doğan yükümlüklerini kullanmaya başlamıştır. Yunanistan 1981’de, İspanya 1986’da AB’ye girmiştir. Eğer Türkiye’de faşist 1971 ve 1980 darbeleri olmasaydı, biz Yunanistan ve İspanya’nın AB’ye girdiği süreçte AB üyesi olacaktık. Türkiye, Gümrük Birliği’nden dolayı –ki bu da tartışılır- çok şey kaybetti diyenler AB’ye ve Türkiye’nin AB sürecine değil; dönüp Türkiye’yi darbelerin karanlığına sürükleyenlere baksınlar.

Artık şu gerçeği görüyoruz ki; Türkiye’yi yoksullaştıran, tüm fırsat ve olanaklarına rağmen ikinci sınıf bir ülke haline getiren, bu ülkenin halkını yıllardır savaş ve yoksulluğa mahkûm eden, yıllardır iktidarda olan oligarşik yapıymış. Ergenekon operasyonları bu yapının kirli, gayrımeşru yüzünü ortaya çıkartıyor.

Ergenekon’un yenilmesi ve ortaya çıkması, Türkiye’nin de dünyayla aynı anda bilgi toplumuna adım atmak üzere olduğunu gösteriyor.

Artık bilgi herkesin elinin altında... Her şeyi görüyoruz ve söylüyoruz… Önemli olan elinizin titrememesi. Evet, Mehmet Altan benim hocam, yıllardır sordu; hepimiz sorduk daha ne soralım.

Cemil Ertem

Taraf, 14.04.09

Konu ile ilgili sayfalar...
3/31/2017 - Avrupa Birliği Brexit stratejisini açıkladı...
3/28/2017 - Gürcüler vizesiz Avrupa'da ...
3/25/2017 - AB'nin 60'ıncı doğum günü ...
3/11/2017 - AB Komisyonu'nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Hahn: Türkiye’ye bazı mali yardımlar durduruldu ...
3/1/2017 - Avrupa Konseyi: Türkiye otokrasiye sürükleniyor ...
Bütün başlıklar için tıklayınız